ANNE SÜTÜNE NASIL BAŞLANILMALIDIR?
Anne sütüne baslamakta en önemli zaman ilk birkaç gündür. Eğer anneye, anne sütüne başlamakta yardım edebilirseniz sürdürmekte de daha şanslı olacaktır.

İLK BESLEME:
Hastanede ilk besleme doğum masasında olmalıdır. Anne ve bebek ısıtılmak amacı ile birlikte örtülür. Bebek annenin yanına verilerek emme başlatılır.
  • Bebeğin emmeyi öğrenmesi için iyi bir zamandır. Bebek çok alıcı ve emme refleksi çok kuvvetli olabilir.
  • Emme, plesenta atılmasına yardım eden oksitosin üretimini uyarır ve kanamayı durdurur.
  • Bebek değerli kolostrumu (ağız) alabilir.
  • İlk saat ya da doğumdan hemen sonrası ruhsal yönden de en önemli zamandır. Doğum sonu olabildiğince erken emzirme, anneyi bebeğe karşı daha sevecen ve bakıma hazır bir duruma getirir. Anne sütüne daha uzun bir dönem devamı sağlar. Emzirmeye başlamada birkaç saatlik bile olsa gecikme, başarısızlığı beraberinde getirebilir.

YENİ DOĞAN BEBEK OLABİLDİĞİNCE ERKEN EMZİRMEYE BAŞLANILMALIDIR.

AYNI ODAYI PAYLAŞMA:
Normal bir doğumdan sonra anne ve bebeği ayırmanın gereği yoktur. Bebek annenin yanına ufak bir kot içinde verilebilir. Buna “ oda paylaşma” adı verilir. Anne sorumluluğu bu anda başlamış olur. Anne istediği zaman besleye bilir, ya da altını değiştirebilir. Hatta anne çok hasta ya da alkolik olmadıkça aynı yatağı bile paylaşabilir. Ani bebek ölümü (beşik ölümü) adı verilen tablonun anne yanında uyumakla ilişkili olmadığı gösterilmiştir. Oda paylaşma, pek çok emzirme sorununa erken çözüm getirir.

BEBEK ANNESİ İLE AYNI ODAYI PAYLAŞMALIDIR.

İSTEDİKÇE BESLENME:
Anne, bebeği ağladıkça ya da kendi istedikçe bebeğini kucağına almalı ve emzirmelidir. Buna “ akla geldikçe besleme” adı verilir. İlk zamanlar bebek çok düzensiz olabilir. 1-2 gün çok sık beslenebilir. Veya ilk bir kaç gün, günde sadece birkaç kez emebilir. Her bebek değişik olsa da, sıklıkla 1-2 haftadan sonra belli bir düzen yerleşir. Bebeği yalnızca belli özel zamanlarda beslemek anne sütünü azaltabilir. Öte yandan,
  • Sık emme, prolaktin yapımını stimüle ederek kısa sürede süt gelişine yardım eder.
  • Süt bezlerinde, süt toplanmasına bağlı memelerin gerginliği gibi pekçok soruna önlem getirir.

BEBEK, DOĞUM SONU DÖNEMDE İSTEDİKÇE EMZİRİLMELİDİR.

Bebek yeterli sıklıkta emmeyi hatırlamaz:

      Bazı bebekler çok sessiz olup acıksa bile ağlamayabilir. Yeterli hızla kilo alamayan bebeklerin böyle olabilceği düşünülmelidir.

      Böyle bebeklerin annesi ile bebeğin istediğinden daha sık emzirebileceği konusu tartışılmalıdır.

Bebek gereğinden çok sık emme ister.

Bazı bebekler sürekli istekli görünür ve annelerini bezdirirler. Bunun nedeni bazen meme başını doğru pozisyonda fikse edemediği için yeterli süt gelmemesi olabilir. Yine bebeğin çok kısa bir süre memede tutulması sonucu süt atımı refleksinin uyarılması ve sütün gelmesi için gerekli zaman olamaz. Bu durumda anneye beslenme tekniklerinin geliştirilmesi konusunda yardım edilmelidir.

BESLENME SÜRESİ:
Eskiden sağlıkçılar ilk birkaç gün 2-3 dakika gibi çok kısa süre emzirme, daha sonra 5-10 dakikaya çıkmalarını önerirlerdi. Çok uzun süre emmenin, meme başını zedeleyeceğinden çekinirlerdi.

Günümüzde beslenme süresinin sorun olmadığı bilinmektedir. Sorun meme başının yanlış pozisyonda tutulmasıdır. Bebeklerin çoğu 5-10 dakikada emmeyi bitirir, fakat bazen yarım saat gibi uzun süre emebilirse de sorun değildir.

Yeni araştırmalar hızlı ya da yavaş beslenenlerin total olarak aynı miktar süt aldıklarını göstermiştir. Yavaş emen bir bebek memeden kısa sürede ayrılırsa, yeterli süt alamaz. Yetersiz enerjiye bağlı büyümesi yeterli olmayabilir.

BEBEĞİN İSTEDİĞİ ZAMAN ve İSTEDİĞİ SÜRE EMMESİ İÇİN SERBEST BIRAKINIZ.

HER İKİ MEMEDEN BESLENME:
Bebeklerin pek çoğu her beslenmede her iki memeden de emmek isteyebilir. Ufak bebekler için sadece tek memeden emme yeterli olabilir ya da her iki memeden çok az miktarda emebilirler. Bununla birlikte, eğer bebek bir memeden diğerine oranla sürekli daha fazla emerse, diğer memede süt yapımı durabilir. Bu nedenle bir öğünde sağ memeden emzirme başlanırsa, bir sonraki emzirmede diğer memenin öncelikle verilmesi gerekliliği anne ile tartışılmalıdır. Böylece her iki memeye eşit meme uyaranı yapılacak ve süt yapımı sürekliliği sağlanacaktır.

ANNE HER İKİ MEMEDEN HER ÖĞÜNDE BESLEMELİDİR.

ANNE SÜTÜ ÖNCESİ BESLEME:
Bir çok hastanede bebeklere anne sütü öncesi bir beslenme uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulama anne sütüne eşdeğer bir mama, inek sütü ya da çoğu kez şekerli su ile anne sütü gelinceye dek sürdürülür. Sağlıkçılar, dahil tüm yakın çevresi anne sütü gelene dek ilk birkaç gün bebeğin aç kalacağından, dehidratasyona (su – tuz kaybı) girebileceğinden kuşku duyarlar.

Son bilgiler ışığında anne sütü öncesi beslenme gerekli değildir ve hatta zararlı olabilir. Bu dönemde çok az miktarda kolostrum bile normal bebek beslenmesi için yeterlidir. Bu kolostrumun yapılabilmesi için emme uyaranı gereklidir.

Günümüzde çoğu uzman, kolostrum (ağız) un güvenle verilebileceğine ya da eğer yutma sorununda kuşku duyulmuyorsa bebeğin ilk beslenmesinin anne sütü ile yapılmasına inanmış durumdadır.

Anne sütü öncesi beslenmenin zararları:

Bebek Yönünden:

  • Yapay beslenme ile bebeğin açlık duygusu giderileceğinden anne memesini emmek istemeyebilir.
  • Yapay beslenme ile ilk günlerden başlayan kontminasyonlar olabileceği unutulmamalıdır. Özellikle kolostrumda almayan bebeklerde koruyuculuk geçişi olmayacağından yenidoğan ishalleri daha sık görülebilir.
  • Sık inek sütü veriliyorsa allerjik reaksiyonlar daha sık ortaya çıkar.
  • Biberondan emmeye çabucak alışan bebek, anne meme başını tutmakta zorlanabilir.

ANNE SÜTÜ GELİNCEYE DEK BEKLEME DÖNEMİNDE BEBEĞE BİR BAŞKA EK BESİN VERMEYİNİZ.

Anne Yönünden:

  • Yeterli emme uyaranı olmadığı için anne sütünün geliş süresi uzar.
  • Bebek, memedeki sütü yeterince boşaltmadığı için dolgunluk ve meme iltihapları daha sık görülür.
  • Anneye, meme ile besleme giderek daha zor gelmeye başlar  ve çoğu kez emzirmeyi bırakır. Hatta iki kez anne sütü öncesi beslenme bile sütün yetersizliğine neden olabilir.
EK SU:
  • Normal, sağlıklı doğan bebek, anne sütü gelene dek su kaybı ortaya çıkmayacak düzeyde su depolayarak doğmuştur.
GECE BESLEME:
Bazı anneler, bebeklerinin tüm gece boyunca emzirme gerektirmeden uyumasını sağlamaya çalışırlar. Ancak bebek istedikçe gece de beslemek daha iyidir.
  • Gece beslenmesi, bebeğin emmesi ile süt yapımını gece boyunca da sağlayacaktır.
  • Gece beslenmesi, özellikle çalışan anneler için daha yararlıdır.

BEBEK OLABİLDİĞİNCE UZUN SÜRE GECE BESLENMESİ DEVAM ETMELİDİR.

ERKEN KİLO DEĞİŞİMLERİ:
Doğumdan sonra ilk birkaç gün bebek normal olarak kilo kaybeder. Doğum kilosunun %10’unu kaybedebilir. Süt geldikten sonra bebek tekrar kilo almaya başlar. Ortalama 10 gün içinde bebek ortalama kilosuna döner. Kilo kaybı ve tekrar kilo almanın normalde beklenen, anne karnında iken bebekte oluşan su tutulmasının çözülmesi olayı olduğu anneye anlatılmalıdır.

BEBEK İLK ON GÜN İÇİNDE DOĞUM KİLOSUNA TEKRAR GERİ DÖNER.

MEME TEMİZLİĞİ:
Geçmişte, hastanelerde sağlıkçılar her beslenme öncesi anne meme başlarının sabunla yıkanmasını önerirler. Günümüzde bunun gerekli olmadığı, özellikle sabunla sık temizliğin meme başındaki doğal yağı uzaklaştırarak meme başı derisine verebileceği bilinmektedir. Bu uygulama sonucu cilt kurulaşır ve kolayca zedelenerek çatlaklar oluşabilir. Bunun yanı sıra her beslenme öncesi yıkamayı yapabilecek durumda olan anne sayısı oldukça azdır. Sabunsuz duru, temiz su ile silme yeterli bir işlemdir.

MEME BAŞININ SIK SIK SABUNLA YIKANMASI ve  SİLİNMESİ SAKINCALIDIR. CİLDİ ZEDELEYEBİLİR.

ANNE SÜTÜNÜN BİLEŞİMİ:
Beslenme ile sağlık arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir. Çocukların sağlıklı büyümesi ve gelişmesi, kalıtsal potansiyellerine erişebilmesi yeterli ve dengeli beslenme ile mümkündür. Dünyada kötü beslenme, bilgisizlik, hatalı beslenme alışkanlıkları ve buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar milyonlarca çocuğun ölümüne, bir o kadar çocuğun da büyüme ve gelişmesinin geri kalmasına neden olmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde beslenme sorunun düzeltilmesi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında beslenme sorunlarına yönelik önlemlerin alınması gereklidir. Nitekim bebek ve küçük çocukların beslenmesi ulusal ve uluslararası programlarda önemli bir unsur olarak yer almıştır.

Dünya Sağlık  Örgütü, Tarım Ve Gıda Organizasyonu, Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu ve Uluslararası Beslenme Komitesi gibi kuruluşlar bebek beslenmesi konusuna önemle eğilmektedir.

Süt çocuğu için en uygun besin anne sütüdür. Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin tüm gereksinmelerini sağlayan ve sindirim sistemine göre ayarlanmış bir besindir. En çağdaş yöntemlerle ve bilimsel ilkelere uygun şekilde yapılmış en mükemmel endüstri sütleri bile anne sütünün çok yönlü nitelikleri düzeyinde değildir. Bu nedenle 1970 yılından bu yana dünyada “Anne Sütüne Dönüş”  dönemi başlatılmış ve bu amaçla birçok ülkede özendirici kampanyalar yapılmıştır.

Anne sütü ile beslenme geleneğinin ortadan kalkmasının sakıncaları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için daha büyüktür. Ekonomik güçlük içinde bulunan toplumlarda endüstri sütleri ile beslenme ekonomik yük getirir, aynı zamanda uygun ve temiz koşullarda hazırlanmadığında ishal vb. beslenme bozukluklarına yol açabilir.

Bir insan hakkı olarak emzirmenin korunması, özendirilmesi ve desteklenmesi tüm sağlık personelinin doğal bir görevidir.

Çocuğunu isteyerek doğuran, gebelik süresince emzirmeye hazırlanan ve ruh sağlığı iyi olan her kadında laktasyon (süt üretimi) başarılı olur.

Anne sütü, yaşamın ilk 6 ayında bebeğin gereksinimi olan tüm besinleri içerir. Bebek için en uygun protein ve yağları kapsar.

  • Bebeğin ihtiyacı olan laktoz ( süt şekeri) diğer sütlere oranla daha fazladır
  • Bebek için yeterli vitamin vardır. Dışarıdan ek vitamin ya da meyve suyu desteğine gerek göstermez.
  • Yeterli demiri içerir. Çok fazla miktarda demir olmamasına karşın bebek bağırsaklarından emilebilme oranı fazladır.
  • Anne sütü ile beslenen bebeklerde demir eksikliği anemisi nadiren gelişir.
  • Sıcak iklimlerde bile yeterli olan suya sahiptir.
  • Yeterli oranlarda tuz, kalsiyum, fosfat içerir.

Doğumdan sonra bebeğin annesini emmesi ile birlikte prolaktin hormonu salgılanarak memede süt yapımı başlar. Oksitosin hormonu salgılanması ile birlikte oluşan sütün boşalması sağlanır. Bebeğin istedikçe emzirilmesi süt yapımını arttırır. Doğumdan sonraki 3. 4. günlerde süt salgılanmasında artış görülür. 4 ve 6. haftalarda artış en üst düzeylere ulaşır. Günlük salgılanan süt miktarı 750 – 800 ml. kadardır.

Kolostrum:
Doğumdan hemen sonra ilk 5 günde salgılanan koyu sarı renkteki süte kolostrum adı verilir.Bileşim özellikleri yenidoğan bebeğin ilk günlerdeki gereksinmeleri açısından büyük önem taşımaktadır.Anne sütünde bulunan antienfektif öğeler (sekretuar İgA kolostrumda 20-30 g/l,protein %2-3g),Avitamini,sodyum ve çinko düzeyi olgun sütü oranla daha zengin olduğundan,steril ortamdan steril olmayan ortama gelen bebek ilk birkaç gün içerisinde enfeksiyonlardan en iyi şekilde korunmuş olur.Doğar doğmaz ilk anne sütü alan bebeklerin ağzından başlayarak gastrointestinal sistemleri tümden immünoglobülinler ile kaplanarak (mukozal bir tabaka oluşur),çocuğun dış ortamdan gelecek patojen mikroorganizmalara karşı korunması sağlanır.Kolostrum 5-10 günler arasında geçiş sütü şeklini alarak 3. haftadan sonra olgun (matür) süt özelliğini taşır.Bu süre içerisinde bazı besinler ve immünolojik içeriklerin oranında değişme olur.Bu değişiklikler süt yapan meme bezlerinin (glandlarının)fizyolojik ve metabolik olgunlaşması ile de ilgilidir.
Olgun Anne Sütünün Bileşimi ve Özellikleri:
Anne sütünün bileşimi laktasyon dönemine,incelenen örneklerin emzirmenin başında ya da sonunda alınmış olmasına,gün içerisinde alındığı zaman dilimine,bebeğin doğduğu gebelik haftasına ve yaşına göre değişiklik gösterir..
1.Protein:
Anne sütü proteini inek sütüne oranla 3 kez daha azdır.Anne sütü proteininin kantitatif farkı yanında bileşim açısından da çocuk için en ideal yapıya sahiptir. Süt proteinini kazein whey proteinleri oluşturur.

Whey proteinlerinin en önemli bileşenleri a-laktalbümin,laktoferrin,lizozim,immünoglobulinler ve serum albüminidir.Anne sütünün antienfektif,whey proteinleri fraksiyonunda bulunmaktadır.İnek sütünde kazein/whey oranı 80/20 iken,olgun anne sütünde laktasyon devresine göre değişmekle birlikte 40/60’dır. İnek sütünde whey proteinleri az miktardadır ve bu sütteki whey proteinlerinin önemli bir kısmını oluşturan ve allerjen olan b -laktoglobulin anne sütünde bulunmaz. b- Laktoglobulin allerjik özelliklere sahiptir ve çocukta allerji,solunum sisteminde bozukluk ve döküntülere neden olabilir.Anne sütündeki a-laktalbümin laktoz sentetaz enziminin yapısına girer ve glikozun UDP-galaktoza bağlanmasını katalize ederek meme bezlerinde laktoz sentezlenmesini sağlar.

Kazein ester bağlı fosfat,yüksek oranda prolin ve çok az sistin içeren ve pH:4-5 ‘te çözünürlüğü az olan bir süt proteinidir. Alfa,beta,gama ve kappa olarak dört fraksiyonu vardır ve anne sütünde b kazeinleri fazla miktarda.Anne sütündeki kazein miçellerinin çapı inek sütündekilere göre daha küçük ve aynı zamanda anne sütü eriyebilen whey proteinlerinden zengin olduğundan,daha kolay yıkılabilen moleküller ortaya çıkmakta ve daha kolay sindirilip emilebilmektedir.İnek sütündeki fazla kazein midede kaba pıhtıların oluşumuna neden olur.

Anne sütünde kükürtlü aminoasitlerden metıonin/sistin oranı 0,69 iken,bu oran inek sütünde 2,72’dir.Yenidoğanda metionini sistine dönüştüren enzimler immatür olduğundan,anne sütündesistin miktarının yüksek olması sistin ve sülfat gereksinmesini karşıladığı için önemlidir.Ayrıca inek sütü sistinden fakir olduğundan,çeşitli dokularda sinir iletiminde rolü olan taurin sentezinde kullanılamaz.
İçerdiği düşük yoğunluktaki fenilalanin ve tirozin ile anne sütü,bu aminoasitlerin yenidoğan dönemindeki metabolize edilme hızlarındaki düşüklüğe uygunluk gösterir.Anne sütünde glutamik asitten sonra yoğunluğu en yüksek olan aminoasit,büyümeyi düzenleyen etmenlerden birisi,hücre membranının bütünlüğünü sağlayan ve retina zedelenmesini önleyen taurindir.Anne sütündeki taurin düzeyleri inek sütünden 30-40 kez daha fazladır (anne sütünde 250-350 mmol/l,inek sütünde 10 mmol/l)
2.Antienfektif Öğeler:
Hücre ve Antikorlar: T ve B lenfositler,makrofajlar,nötrofiller,epitelyal hücreler

Bifidus Faktörü: Barsakta “laktobasillusbifidus”isimli yararlı bakterinin oluşumunu sağlar.Laktobasillus bifidus,barsak pH’sını düşürerek diyareye neden olan mikroorganizma ve mantarların üremesine engel olur.

Lizozim: Bakterisidal etkisi olan bir enzimdir.Peptidoglikan yıkımında görevlidir.

Laktoferrin: Bakteriostatik etkisi olan bir proteindir.Demiri bağlayarak patojen mikroorganizmaların üremesini engeller.Fagositik etkisi vardır.Bağışıklık sistemini güçlendirici ve uyarıcı etkisi vardır.Büyüme etmeni olarak kullanılır.

Laktoperoksidaz: Bakteriostatik etkisi olan bir proteindir.

İmmünoglobülinler: Özellikle sekretuvar İgA bakterilerden E Coli,vibrio kolera,H influenza,difteri,pnömoni,salmonella,shigella ve virüslerden polio,rotavirüs,HİV ve sitomegalovirusa karşı etkilidir.İnterferon:Antiviral etkili bir proteindir.

Komplemanlar: Özellikle C3 opsonin (antijenle birleşerek onu fagositoza hassas kılan antikor)olarak görev alır.

Müsin: Rotavirüse karşı etkilidir.

Fibronektin: Opsonin (antijenle birleşerek onu fagositoza hassas kılan antikor)olarak işlev görür.

Antistafilokok faktör Nükleotidler Sitokinler: Anne sütünde bulunan sitokinlerden interlökin 1b,T hücrelerini aktive eder;interlökin 6,İgA yapımını,tümör nekrozis faktöra(TNFa)komplamen salgılanmasını ve dönüştürücü büyüme etmeni (transforming growth factor ;TGFb) ise T hücrelerine dönüşümü arttırmaktadır.

Lenfositler: E.Coli’ye karşı etkindir.

Antiviral lipidler: Virusları parçalarlar.

Oligosakkaritler: Bakterilerin epitel dokuya bağlanmasını önlerler.Reseptör analoğudur.

3.Yağlar:

Anne sütünün verdiği enerjinin yaklaşık yarısı yağlardan gelir.Anne sütünün yağlarının %98’ini trigliseritler oluşturur.Trigliserit yapısında en fazla bulunan yağ asitleri ise palmitik ve oleik asitlerdir.Kolosstrumda daha fazla olmak üere anne sütünün çoklu doymamış yağ asitlerden zengin olması beyin gelişimi,myelinizasyon,retinal işlevler ve hücre proliferasyonunun normal olmasını sağlar.
Anne sütü yağının sindirim ve emilimi inek sütüne oranla kolaydır.Anne sütünde bulunan yağların çevresi membranla çevrili,çekirdek kısmını trigliseridlerin ve membranını da fosfolipidler,kolesterol ve proteinlerin oluşturduğu yağ globülleri şeklindedir.Anne sütünün yağ globüllerinin çapının inek sütünden küçük oluşu,kısmen içerdiği yağ asitleri ve kısmen de anne sütünde bulunan ve +4 C’de bile aktif olan lipaz enzimi bebekte yağ emilimini kolaylaştıran etmenlerdendir.

Sütün içerdiği yağ miktarı,insandan insana laktasyonun zamanına ve gün içinde salgılandığı saate göre değişkenlik gösterir.Bebek beslenmesi süresince 2 tip süt salgılanır.Emzirmede ilk gelen süt (fore milk –ön süt) yağdan fakir,laktozdan zengin sulu süttür.Bu sütün özelliği öncelikle çocuktaki dehidratasyonu ve hipoglisemiyi önlemesidir.Beslenme süresi uzadıkça çocuk yağlı süte ulaşır ve sütün yağ içerdiği 3 kez,proteini ise 1,3 kez,artma gösrerir ve emzirmenin sonuna doğru salgılanan ve yağdan zengin olan sütü (hind milk) alan çocuk doygunluk hissederek memeyi bırakır.Yağlı süt bebeğin enerjisini büyük bir kısmını karşılayacağından bu süte ulaşması için emme süresinin uzun olması gerekir.Yağlı süt enerji yanında doygunluk vereceği için de çocukta rahatlama ve derin uyku görülebilir.Bu nedenle her süt verişte anne bir memesini sonuna kadar boşaltmalıdır.Çocuk emme süresini kendi denetim altına alır ve böylece obesite önlenmiş olur.

4. Karbonhidratlar:
Süt şekeri laktozdur.Laktoz meme hücreleri Golgi cisimciklerinde glikoz ve galaktoz moleküllerinden sentezlenir.Anne sütünün laktoz yoğunluğu annenin beslenmesinden etkilenmez.Yavaş ve kolay sindirildiğinden kan şekerini çocuğun fizyolojisine uygun olarak düzenler,kalsiyum ve diğer minerallerin emilimine yardımcı olur,barsak bakterileri tarafından laktik aside çevrilerek,dışkıda istenmeyen mikroorganizmaların üremesini engeller.Laktozun galaktoz kompanentinin lipidlerle bileşikleri beyin dokusu gelişimi için çok önemlidir.

Anne sütünde aminoasitlere ve proteinlere bağlı (glikoproteinler ve glikopeptidler) karbonhidratlar da vardır.Glikoproteinler laktobasillus bifidusun büyümesini uyardığından “bifidus faktör” veya “büyüme faktörü” adı da verilir.Anne sütü alan bebeklerde bu faktör barsaklardaki bakteriyel florada yoğundur.Bifidus faktörünün varlığı anne sütü alan bebeklerin dışkılarının yapay beslenenlere göre farklı olmasını sağlar.

Anne sütünde besleyici olarak önemli miktarlarda glikoz,galaktoz gibi basit şekerler ile çocuğu enfeksiyonlardan koruma özelliği olan oligosakkaritler ve diğer bazı kompleks karbonhidratlar da bulunmaktadır.

5.Vitaminler:
K veD vitaminleri dışındaki yağda eriyen ve suda eriyen diğer vitaminlerin anne sütündeki konsantrasyonları süt çocuğu için yeterlidir.İşleme ile kayıplar olmadığından vitaminlerin bioyararlılığı yüksektir.

Suda eriyen vitaminlerin yoğunlukları annenin yakın zamandaki beslenmesi ile ilgilidir.

Yenidoğanda hepatik hidroksilaz aktivitesi gelişmemiştir.Anne sütünde D vitamininin 25-OH formunda olması bebeğin fizyolojik durumuna uygunluk gösterir.Bir antioksidant ve A vitamini öncüsü olan b karoten vücudun bağışıklık sisteminin korunmasında,hücre sağlığının sürdürülmesinde ve serbest köklerin yol açtığı kümülatif hasarın önlenmesi açısından önlenmesi açısından önemlidir.Bununla birlikte anne sütünde 22 İU/lt D vitamini vardır ve bu miktar çocuğun gerekinmesi olan 400 İU/litre ‘den(veya 10mg kolekalsiferolden) oldukça azdır.Anne sütüyle beslenen süt çocuklarında güneş ışınlarından yeterince yararlanılmadığında riketsgelişebileceğinden ilk yılda 15-20 günlükten itibaren günde 400 İU D vitamini verilmesi önerilir.

Anne sütünde 15mg/lt olan K vitamininin 0,5-1,0mg parenteral veya 2,0mg ağızdan verilmesi gerekir.Daha sonra anne sütündeki K1 ve barsak florasının sentezlediği K2 vitamini ile gereksinim karşılanır.

6.Mineraller:
Anne sütünün mineral içeriği annenin beslenmesi ile büyük ölçüde değişim göstermez.Annenin mineral depoları kullanılarak bu düzenleme sağlanır.Anne sütünde potasyum,sodyum ve kalsiyum serbest iyonlar olarak,diğer mineraller de kompleks bileşikler halinde bulunurlar.

Anne sütündeki kalsiyum miktarı,inek sütünün %25’i kadar olsa da,barsak pH’sının asit,yağ emiliminin daha iyi ve fosfor emiliminin daha düşük olması ne4 nedeniyle anne sütündeki kalsiyumun %55’i emilir.İnek sütü veya inek sütünden hazırlanan ticari mamalarda bu oran %38’dir.

Anne sütünün demir yoğunluğu düşüktür (0,2-0,8mg/lt).Ancak bioyararlılığı yüksektir.İnek sütü ve diğer hayvansal besinlerdeki demirin ancak %5-10’u emilebilirken,anne sütünde bu oran%50’dir.Demir depoları yeterli annelerin sütlerindeki demir oranı daha yüksektir.

Anne ve inek sütlerindeki demirin biyoyararlılığı

Anne sütünde çinko genellikle whey proteinlerine bağlıdır.Whey ya da kazeine bağlı olan çinkonun emilimi inek sütüne göre daha yüksektir.Kolostrum da çinko yönünden zengindir.Bu nedenle çinko metabolizmasının kalıtsal bir defekti olan “akrodermatitis enteropatika”bebek anne sütü aldığı sürece belirti vermez.

Anne sütü alan bebeklerde bakır yetersizliği görülmez.

Diş ve kemik dokusunun normal yapısının ve gelişiminin korunmasında gerekli olan florun anne sütündeki miktarı 0,02ppm’dir ve bu miktarın süt çocuğu için yeterliliği tartışılmaktadır.Yerel su kaynakları 0,3 ppm’den az flor içeren bölgelerde yaşayan süt çocuklarına 6.aydan itibaren 0,25mg/gün flor eklenmesi önerilmektedir.

Anne sütündeki selenyum miktarı inek sütünden daha fazladır.Selenyumun humoral ve hücresel aracılı bağışıklık sisteminde görevi vardır.Toksik maddelerin yıkımını katalize eden glutatyon peroksidazın yapısına girer.Tirozinin metabolik olarak aktif şekline dönüştürülmesi için gerekli “iyodotironin deiyodinaz 2”enziminin bir bileşenidir.

Anne sütünde K+iyonları Na+ iyonlarından daha fazladır.Bu özelliği ile anne sütü intrasellüler sıvılarla uyumluluk gösterir.Her iki iyonun miktarı süte aktif olarak salgılanan klor iyonlarının oluşturduğu elektriksel farkı bağlı olarak ayarlanır.

Sodyum iyonunun içeriğinin düşüklüğü bebeğin gelişmemiş böbrek işlevlerine fizyolojik olarak uyum gösterir.

ANNE SÜTÜ ENFEKSİYONLARA KARŞI BEBEĞİ NASIL KORUR ?
Anne sütü alan bebeklerde, ek besinle beslenenlere oranla daha az ishal görülür. Bunun yanı sıra daha az solunum ve ortak kulak enfeksiyonları gelişir.

Enfeksiyona yakalanma olasılığının az oluş nedeni:

  • Anne sütü temiz, bakterisizdir.
  • Pek çok enfeksiyona karşı antikor içerir. Bebek kendi antikorlarını yapıncaya dek sütten  geçen annenin antikorları bebeği korur.
  • Yine enfeksiyonlarla savaşta, içerdiği beyaz kürelerin olumlu etkisi vardır.
  • İçerdiği bifidus faktör ile bebeğin barsaklarından gelişen laktobasillus bifidus denilen özel bir bakterinin oluşmasına yardımcı olur. Laktobasillus bifidus bağırsaklarda başka zararlı bakterilerin oluşmasını ve dolayısı ile ishali önler.

Anne sütünde demir bağlayan laktoferrin vardır. Bu da demire gereksinim gösteren zararlı bazı bakterilerin gelişmesini engeller.

Anne Sütünü Güvenle Saklamak
Yenidoğanlar için en uygun, en değerli, en besleyici ve en ucuz besin olduğu bilinen anne sütünün sayısız faydaları olduğunun anlaşılması ile son zamanlarda Dünya Sağlık Örgütü ve diğer uluslararası gruplar anne sütü ve emzirmenin yaygınlaştırılması için kampanya çalışmalarını arttırmışlardır. Besleyici değerinin yanında, pek çok hastalığa karşı koruyucu özellikleri olan anne sütünün antienfektif özellikleri, özellikle hasta ve preterm bebeklerle ilgilenen yenidoğan ünitelerinde anne sütünün daha sonra kullanılmak üzere saklanmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ayrıca günümüzde çalışan annelerin sayısının artması ile anne sütünün daha sonra bebeğe verilmek üzere saklanması bir zorunluluk haline gelmiştir. Buna rağmen pek çok hekim anne sütünün alınması, saklanması ve bebeğe verilmek üzere hazırlanması aşamasında, sütün enfektif maddelerle kontamine olmasından çekinmektedirler. Oysa ki yakın zamanda yapılan çalışmalarda, buzdolabı veya derin dondurucuda saklanması ile anne sütünün besin değerini kaybetmeden antienfektif özelliklerinin arttığı gösterilmiştir.

Anne sütü ilk sağıldığında steril teknik ve malzeme kullanılsa bile tamamen steril değildir. Normal cilt florası, özellikle de yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde pretermlerde en sık sepsis etkeni olan Staphylococcus epidermidis en sık görülen bakteriyel kontaminanttır (1,2,3,4). Anne sütünün +4 derecede buzdolabında veya -20 derecede derin dondurucuda saklanması ile bakteriyel yükün azaldığı, sütün antibakteriyel etkilerinin arttığı gösterilmiştir (3,5,6,7,8). Son zamanlarda özellikle sitomegalovirüs bulaşmasını önlemek için pretermlere verilecek bütün anne sütlerinin en az 72 saat süre ile derin dondurucuda saklanması önerilmektedir (7,9).

Anne sütünün antimikrobiyal etkileri birçok bakteri ve virüse karşı özel antikorlar, nonspesifik IgG, IgA, IgM, laktoferrin, GM1 benzeri gangliosidler, glukokonjigatlar, oligosakkaridler, değişik sitokinler, lenfositler, polimorfonükleer lökositler, makrofajlar ve kompleman proteinleri ile sağlanır. Bütün bu maddeler, özellikle süt bankalarında sıklıkla kullanılan bir yöntem olan pastörizasyon ile antimikrobiyal özelliklerini kaybederler. Fakat dondurma veya buzdolabında saklama ile çoğu zaman zarar görmezler. Anne sütünün -20 derecede 1 ay saklanması ile hücrelerin %89'u öldüğü halde, IgG, IgM, IgA, laktoferrin, lizozim, C3, C4 kompleman komponentleri, aminoasid ve yağ asitleribüyük oranda korunur. Anne sütünün sağıldıktan sonra 48 saat +4 derecede buzdolabında saklanması ile de hücrelerin büyük çoğunluğu ölür. Sütteki makrofaj ve nötrofiller muhtemelen sütün saklandığı kaba yapışarak veya sitoliz ile kaybedilir. Sütteki lenfositler ise genellikle saklanmaktan etkilenmez. Süt içindeki canlı kalan hücrelerin antimikrobiyal etkileri +4 derecede 24-48 saat devam eder (7).

Anne sütünün saklanması ile asiditesinin artığı gösterilmiştir. Ancak bu artış korkulduğu gibi süt içindeki şekerlerin bakteriler ile fermente edilerek laktik asid oluşumu ile değil, süt lipazlarının etkisi ile serbest yağ asidi miktarının artışına bağlıdır. Serbest yağ asitleri de barsak parazitleri, gram pozitif bakteriler, mantar ve virüsler için sitolitik etkilidir. Anne sütünün +4 derecede saklanması ile serbest yağ asidi oranı da artmaktadır (7).

Anne sütünü dondurma, sellüler aktiviteyi bozar, vitamin B6 ve C'yi azaltır. Kaynatma, lipazı bozar, IgA'nın etkilerini azaltır (10). Saklama esnasında minimal proteoliz, büyük oranda da lipoliz görülür (11), artan serbest yağ asitleri de antienfektif etkiyi arttırır. Değişik saklama koşullarında anne sütünün besleyici değeri azalmadan, immünolojik özelliklerinde değişiklikler gözlenmektedir (10). Tüm bu bilgiler ışığında, anne sütünün buz dolabına konmadan 15 derecede 24 saat, 25 derecede 4-6 saat, buz dolabında (+4 derecede) 72 saat, derin dondurucuda -20 derecede 1 ay, daha uzun süreler için de -70 derecede güvenle saklanabileceği bildirilmekte ve anne sütünün daha yaygın kullanımı önerilmektedir (7,11).

Amerikan Hastanesi Yenidoğan Servisi
Dr. Pınar Dayanıklı
Dr. Gülnihal Şarman
Dr. Özlem Yörükalp
Dr. Alper Soysal
 

REFERANSLAR

  1. Thompson N, Pickler RH, Munro C, Shotwell J. Contamination in expressed breast milk following breast cleansing. J Hum Lact 1997 Jun;13(2):127-30.
  2. Nwankwo MU, Offor E, Okolo AA, Omene JA. Bacterial growth in expressed breast-milk. Ann Trop Paediatr 1998 Jun;8(2):92-5.
  3. Deodhar L, Joshi S. Microbiological study of breast milk with special reference to its storage in milk bank. J Postgrad Med 1991 Jan;37(1):14-6.
  4. Larson E, Zuill R, Zier V, Berg B. Storage of human breast milk. Infect Control 1984 Mar;5(3):127-30.
  5. Knoop U, Schutt-Gerowitt H, Matheis G. Bacterial growth in breast milk under various storage conditions. Monatsschr Kinderheilkd 1985 Jul;133(7):483-6.
  6. Sosa R, Barness L. Bacterial growth in refrigerated human milk. Am J Dis Child 1987 Jan;141(1):111-2.
  7. Ogundele MO. Techniques for the storage of human breast milk: implications for anti-microbial functions and safety of stored milk. Eur J Pediatr 2000 Nov;159(11):793-7.
  8. Pardou A, Serruys E, Mascart-Lemone F, Dramix M, Vis HL. Human milk banking: influence of storage processes and of bacterial contamination on some milk constituents. Biol Neonate 1994;65(5):302-9.
  9. Friss H, Anderson HK. Rate of inactivation of cytomegalovirus in raw banked milk during storage at -20 degrees C and pasteurisation. Br Med J (Clin Res Ed) 1982 Dec 4;285(6355):1604-5.
  10. Lawrence RA. Storage of human milk and the influence of procedures on immunological compenents of human milk. Acta Paediatr Suppl 1999 Aug;88(430):14-8.
  11. Hamosh M, Ellis LA, Pollock DR, Henderson TR, Hamosh P. Breastfeeding and the working mother: effect of time and temperature of short-term storage on proteolysis, lipolysis, and bacterial growth in milk. Pediatrics 1996 Apr;97(4):492-8.
ANNE SÜTÜNÜN DİĞER AVANTAJLARI:
Anne sütünde yağların sindiriminde etkili özel bazı enzimler (lipaz) bulunur. Bu nedenle anne sütü daha hızlı ve daha kolay sindirilir. Anne sütü ile beslenen bebekler, ek besin alan bebeklere oranla daha sık aralarla beslenmek isterler. Öte yandan anne sütü ön hazırlığa gerek göstermeksizin her an verilmeye hazırdır.
  • Anne sütü, anne birkaç gün bebeğini emzirmese bile ekşimez, bozulmaz. Bazı anneler, uzun süre emzirilmeyip bekleyen sütün zararlı olacağı inancındadırlar. Bu konuda anneleri ikna etmek gerekir.
  • Anne sütü, doğum sonu kanamanın azalması ve durmasını sağlar.
  • Anne sütü, başka gebeliklerin oluşmaması yönünden yarar sağlayabilir.
  • Emzirme ile uterus (rahim) uyarılarak daha çabuk küçülmesi sağlanır.

Ancak bunun kesin bir gebelikten korunma yöntemi olarak önerilmesi doğru değildir.

  • Gerek anne, gerek bebek için ruhsal doyum sağlar, birbirlerine yakınlaştırır.
  • Anne sütü ucuzdur, alım gücünü zorlamaz.
  • Ailenin diğer bireyleri ve misafirler için ayrılmayıp tümü bebeğe ait olan bir süttür.

   

   
- Web sitemiz yeni tasarimiyla hizmetinize girmistir...

- Her türlü soru ve önerileriniz için info@aydinmedikal.com.tr adresine e-mail atiniz...
Designed By Aydın Medikal
Copyright 2007 AYDIN MEDİKAL